Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

4 Kasım 2009 Çarşamba

GEÇ KALMIŞ TEŞEKKÜR

Natali Dergazaroğlu’na…

Yaz, yaz, yaz… Böyle söylemişti hikayelerini okuyan birkaç arkadaşından biri. Ama o, ne kibarlıktan ne de yazdıklarının kayda değer bir şey olmadığını düşündüğünden oku, oku, oku… diyemedi. Diyemezdi de zaten. Israr edilmedikçe iyiydi tüm yaşantı. Yazdıkça arkadaşının mailene yolladı yazılarını. Yazılarını okudukça arkadaşı yazmaya devam etti. Son zamanlarda –hayal kurma yeteneğini kaybedeli çok olmuştu- düşündüğü olumlu tek şey yazdıklarının bir kitapta toplanması ve kitabın ilk sayfasına: “Hikayelerimi okuyan ve beni sürekli yazmaya itekleyen N.D’ye sonsuz teşekkürler.” Kim bilir belki bir gün olurdu düşündüğü.

Kasım ayının dördüncü günü, arkadaşına tüm teşekkürleri havada bırakacak bir şeyler yapmak istedi. Birçok konuda yeteneksiz olduğu için en az yeteneksiz olduğu alanda karar kıldı. Akşamın saat yedisiydi ve bilgisayarın başına oturup arkadaşına yarı hikaye, yarı mektup şeklinde yazı yazdı. Okuduğunda arkadaşının yüzündeki tebessümü düşünüp gülümsedi, sigaradan sararmış dişlerini ortaya çıkararak.

“Yüzmenin ilk kurallarından biri” demişti yüzmeyi öğreten kuzeni. “Dibe yaklaştıysan, ama su yüzüne de çıkamıyorsan, yapacağın tek bir şey vardır. Dibe inip kumu yumruklamak. Böylece su yüzüne kolay çıkarsın.” Şimdi dibe yakın bir yerlerde olduğuna göre oraya iyice yaklaşıp dibi yumruklamak kalmıştı. Sadece bu yüzden canını yakmasına izin veriyordu geçmişin. Çok fazla acı aramaya gerek yok hayatta. Çünkü her acı kutsal. Her acı çekene ağır. Yine bu yüzden insanları acılarıyla tartmamak gerek. Ayakkabısının topuğu kırılan kadının da, tüm maaşını otobüste çaldıran işçinin de, terk edilmiş aşığında, hatta şekerini düşürmüş çocuğunda acısı aynı. Bakmayı bilirsen eğer. Bu yüzden boş vermişlik haliyle sallanıp duruyordu adam. “ Bir gün bir uykunun ortasında kaybolacağım. Derin geniş bir uykunun. Sonra bir bakacaklar Yusuf yok!” Böyle söylemişti Yusuf. Adam kendine çevirdi Yusuf’un cümlelerini. “Bir gün bu hiçliğin ortasında kaybolacağım. Hiçe karışacağım. Ben beni unutanlarla değil, hatırladıklarımla yaşayacağım.”

Oysa arkadaşı bahsetmezdi dertlerinden. Belli ki “dertler paylaşınca azalır, mutluluklar paylaşınca çoğalır.” gibi içi boş şeylere inanmadığından anlatmazdı. Belki anlatacak zamanı yoktu. Çünkü yoğundu, dans etmeyi ağlamaktan yeğ tutardı, mutsuzluğuna değil, kendini mutlu olabileceği şeylere bırakırdı. Adamın ne olursa olsun arkadaşının hep gülümsemesi en çok takdir ettiği şeydi. Ve o: “…sonrasında kafamı gökyüzüne kaldıracak gücü bulabiliyorum.” diyebilmişti.
4 Kasım 2009

0 yorum:

Yorum Gönder