Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

29 Kasım 2010 Pazartesi

RAKI YAZDIRIR - YALNIZLIK OKUTUR

Mırıldandığım sözler var elbet; yüksek sesle söylemeye ne cesaretim var ne de dinleyecek biri! Zamanla yarışmayı bırakmak gerekiyor. Bükemediğin bilek meselesi... Her oyunun galibi o çünkü. Don Kişot hala kahramandır, benim için.

Saygılar

19 Kasım 2010 Cuma

MAJÖR DEPRESİF SAÇMALAMASI

-Kim olduğunu söylemem için kim olduğumu öğrenmem gerek.
-Düşünmeseydim esas o zaman var olabilirdim.
-Kaçan balık kaybolur.
-Bütün soruların tek bir cevabı olması yerine bir sorunun birçok cevabı olması ne zor!
-Kabullenmek ya da kabullenmemek … İşte bütün mesele bu!
-Baksaydım görürdüm, görseydim fark ederdim, fark etseydim arardım, arasaydım bulurdum, bulsaydım kaybederdim, kaybetseydim üzülürdüm, üzülseydim bakmaktan vazgeçerdim. İlk öğretilen komut: “Yerinde say!”
-İnana herkesin “sonsuz saygısı” var. İnanmayana neden yok?

6 Kasım 2010 Cumartesi

...

Kalbim ağrıyor anne! Bugün okula gitmesem…

Bir şeyler değişiyor. Bu sabah aynadaki adam sırıttı bana. “Seni izliyorum.” dedi. Ayağıma çocukluğum dolaştı. Pis çuvalların içindeki hurda kağıt kokusu hayallerimi bulandırdı. Ben eskiden ne çok hayal kurardım.

Korkuyorum anne! Bugün işe gitmesem…

Bir şeyler sabitleniyor zamana. Bu sabah aydaki adam göz kırptı bana. “Ben senin katilinim!” dedi. Gözüm, duraktaki çocuğa saplandı. Beni de götürdü boya sandığında… Beni de götürdü iskelenin önünde ayakkabı boyamaya. Cila kokusu genzimi yaktı.

Büyüyorum anne! Bugün oyun oynasam…

Bir şeyler çoğalıyor. Bu sabah aynadaki adam ağladı. “Ben, senim!” dedi. Bedenim bütün. Neden parça parça bölündüğümü hissediyorum? Cümlelerim büyürken ben küçülüyorum.



Anne, beni yarın sabah uyandırma!