Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

21 Nisan 2010 Çarşamba

BİRİ VAR

Birileri var, konuşan hem de hiç susmayan. Hayatın kara tahtasına adlarını yazsan da nafile! Öğretmenin de öğrenci olduğu yer burası. Hangi semtti hatırlamıyorum. "Burada hiç çıkmaz sokak yok!" demişti biri. O semtin sokak başlarına kuruldu sirkler. Hayattan kaçanlar ya da hayata dahil olmak isteyenlerin önünü kesmek için. Ördek yerine kendine ateş etti herkes... Ölüp ölüp yeniden dirilmek için. Kimse ip cambazlarını alkışlamadı. Çünkü herkes birbirinden kıvraktı. Yalan söylemek de maharet ister. Yapamıyorsan ya ipe çıkmayacaksın ya da alttan seyrederken ipin ucundakini kıskanmayacaksın.

Birleri var, susan hem de hiç konuşmayan. Onlar ne kara tahtaya konuşanları yazdı ne de adları vardı tahtada. Korkutular. Bir konuşsalar dünya altüst olur sandılar. Tüm kelimelerini son güne bıraktılar. Kimsenin bilmediği o güne. Sustukları için dinledi sandılar, konuşanlar. Oysa onlar içindeki patlak kolonların çıkardığı çatlak sesleri dinlediler.

Biri var, yazan. Noktalama işaretlerini kusurlu kullanan. Kendini noktalama işaretleriyle kıyaslayıp mutlu olan. Ünlemmiş kendine en yakın noktalama işareti. Çünkü kendinden bahsederken hep küfür ediyormuş adam.

4 Nisan 2010 Pazar

KEŞKE

Türk Dil Kurumu'yla aramızdaki husumet bitse... Ben yeniden cümleler kursam... Cümleler birikse paragraf olsa... Paragraflar okunmayan öyküye dönüşse... Çocukken kaybettiğim oyuncaklarımı bulsam mesela... Ya da rakıya su, votkaya elma suyu katmasam... Acı da gelse ilk yudumları yüzümü buruşturmadan içsem... Sonrası zaten farketmez. Radyoda Erkan Oğur "Bir Ömürlük Misafir"i söylese ben düşüncelere dalsam... Beynim diğerleri gibi birçok şeyi aynı anda düşünse... "Sigaram bitti!" diye gecenin üçünde sokağa karışsam... Karanlık yutsa beni... Sabaha kussa sonra... Sabahlar akşama dönerken içim burkulmasa... Rüyamda bininci kez giden kadın, kapımı aralayıp odamdan içeri girse... Elimi tutacak olsa... Yine kaybolsa... Annem "Oğlum rüyaydı, geçti." dese...

"Keşke" kelimesi sözlükten çıkarılmadıkça, ağzımın içinde yuvarlanmayı kesmedikçe, dilimden defolup gitmedikçe, kötü arkadaş gibi arkadamdan sırıtmayı kesmedikçe... Olmayacak tüm istediklerim. Kelimeler cümleye dönüşmeden geri gidecekler geldikleri yere.

Keşke, keşke denmese...

2 Nisan 2010 Cuma

KÖY

- Gerçek ne? Diye sordu kadın.
- Benim söylediklerim, seninse inanmadıkların. Dedi adam.

- Oyun ne? Diye sordu çocuk.
- Düştüğünde anlayacaksın. Dedi baba.

- Yalan ne? Diye sordu biri.
- Gerçeği aramak. Dedi öteki.

- Hayat ne? Diye sordu genç.
- İçine bırakıldığın oyun bahçesi. Dedi ihtiyar.

Ne gerçeği duymak isteyen kadın, ne düşmekten korkup oyunu bilmeyen çocuk, ne yalanı merak eden biri, ne de hayatı öğrenmeye çalışan genç vardı. Soruları cevaplayanlar kovuldukları köylerden uzaklaşıp biraraya geldi. O zaman da sorular gitti cevaplar kaldı yalnız ellerinde. Kendi doğruları kadar büyüktü elleri. Aslında hayatı tutamayacak kadar küçük.