Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

19 Temmuz 2010 Pazartesi

TAKATİM YOK

Sen yanımda yoksun diye cümleleri yarım bırakıyorum. Sensizliği düşündükçe yarım kalıyorum. Sen... Aslında cümleler uzar gider, yol gözümde büyür, bütün kapılar yalnızlığa çıkar, en güzel rüyalar bile kâbusa dönüşür... Bütün bunlar sen yoksun diye olur. Sonra cümleler yine yarım kalır. Ben, yarım kalırım. Bu kısır döngü devam eder. Sen yoksu diye...

Pazar sabahları erken kalkarım. Bütün haftanın yorgunluğunu atan insanlar, uyur. Eski mahallelerden birine giderim. Yıkılmaya yüz tutmuş evin karşısına geçer yalnızlığımı anlatırım. "Ya yalnızlığımın üstüne devrilirse?" diye korkarım. Yorgunluktan bayılacak kadar yürürüm. Sırf yalnızlığımı unuttursun diye... Sokaklar kalabalıklaşmaya başlar, ben eve dönerim.

Yazmaya niyetlenirim. Beğenmem yazdığımı. Sayfaları buruşturup atarım. Sen yoksun diye cümleleri yarım bırakırım.

16 Temmuz 2010 Cuma

GÖZLERİM SAĞIRLAŞTI

Eski fotoğraflar kadar değerlisin. Zaman hakkında söylenen ne varsa hepsi doğru. Ne sen sende kaldın ne de ben sana ulaştım. Aşkın orta yolu yok. Kestirmesi de. Ne kadar uzunsa o kadar sancılı. "Ben değişmedim" demek, "Değiştiğimi görmeyin" demekle eşdeğer benim için. Eninde sonunda değişiyoruz. Gerek yanılarak gerek yamularak. Hiç utanmadan yalanlar söylüyoruz. Aynadakine, karşımızdakine, sevdiklerimize, sevmediklerimize... Eski fotoğraflar kadar değerlisin.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

SABAH

Saat, sabahın erken vakitlerinden. Saatimi kurmadan uyanıyorum. Annem de kaldırmıyor. Başucumda güneş var sadece. Öyle kendiliğimden uyanıyorum. Özledim galiba sabah kalkıp işe gitmeyi. Sabahları daha bir boş oluyormuş nedense bünyem. Hiçbir şey düşünmüyorum. Güneşten başka. Battığı şehir hangisiyse, belli ki işi bitmiş, İstanbul'a çevirmiş yüzünü. Sonrası aydınlık.