Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

29 Kasım 2009 Pazar

ARKADAŞ

“Zamanı kim okşayabilir ki?”

Adamın en sevdiği kitabın aynı zamanda filmin giriş cümlesiydi bu. Bunu yazansa Metin Kaçan’dı. Elbette Metin Kaçan bu cümleyi yazarken adamı düşünmemişti.

Saat gecenin biri, günlerden Pazar – Bayramın üçüncü günü -, aylardan Kasım. Ne önemi varsa ..? Yaklaşık iki yıldır görmediği arkadaşı S. ile buluşacaktı adam. Buluşmanın ardından eve dönüp ne kadar arkadaşı varsa oturup düşünecek, bazılarını yazacaktı. Daha doğrusu arkadaşlık hakkında bildiklerini.

O zaman son görüştüğü S.’den başlayacaktı yazmaya. Aynı dershanenin öğrencileriydi. ÖSS gibi her ergenin belası olan sınava hazırlanıyorlardı. Kapalı mekanlar henüz “Dumansız hava sahası” değildi. Dershanenin manzaraya bakan tek yeri sigara içme odasıydı. Orada karşılaşmışlardı. Adam, ki o zamanlar yüzü sivilce dolu ergendi, sigara istemek için yaklaşmıştı S.’ye. Klasik tanışma faslından sonra uzattığı Marlboro paketinden bir tane çekip sigarasını S.’nin sigarasıyla yaktı. Her türlü konunun döndüğü sigara odasında bir tek ÖSS ve onun götürdüklerinden konuşulmazdı. Sınav sonrasında sık buluşmalar seyrekleşti.. Dershanenin en az görünen hocası A. Arkadaşlık hakkında adamın beynine çivilenecek sözü o zamanlar söylemişti. Belki alıntıydı, belki A.’nın kendi sözleri. “Sizlerinki zamana, mekana bağlı arkadaşlıklar. Birinden biri değişip bittiğinde arkadaşlığınızda bitecek.” Adam emindi kendisiyle birlikte yirmi kişi olan sınıfın “benim arkadaşlıklarım öyle değil.” zırvasını kafalarından geçirdiklerinin. Seneler sonra arkadaşlık hakkında bildiği ne varsa yazarken A.’nın söylediği sözleri kelimesi kelimesine hatırlayışına şaşırmadı. Çünkü tek özelliği hafızanın güçlü olmasıydı. Onun da pek işine yaradığı söylenemezdi ya adamın, neyse… S. ile olan uzaklaşmalar gittiği yüksekokulda başka arkadaşlar bulmasına, biten yüksekokul sonrası girdiği iş de başka arkadaşlar bulmasına yaradı. Evet görüşmeyeli iki yıl olmuştu. Adam S.’yi arayıp buluşmak istediğini söyledi. Aradan geçen bu kadar zaman “Hayır” kelimesini kullanmayı güçleştirdiğinden “Olur.” Dedi S. Ortaköy’de buluşacaklardı. S. geç kalmıştı. Adam S.’yi aradığında “N.’de gelecek, on dakika sonra oradayız.” cevabını aldı. Adamın S.’nin şahsında uzun süreli görüşülmeyen arkadaşlar hakkındaki düşünceleri şunlar oldu: “Eski iki arkadaş iki yıl sonra buluşur. Arkadaşlardan bir tanesi diğerinin sık görüşmediği birini çağırır. Nedeni konuşmanın tıkandığı yerde anıların devreye girecek olmasıdır. Bu da ikisinin bildiği şeyin bilmem kaçıncı kez tekrarlanmasının can sıkıcı olduğunu gösterdiğinden araya üçün kişi çağrılıp sırayla ona anlatılmasının daha mantıklı olduğunu gösterir. Buluşma ne kadar geç saate alınırsa o kadar erken kalkılır masadan. Birinin bildiğini diğeri de fark ettiğinde son buluşmada gerçekleşmiş olur.”

Günlerden Cuma – Bayramın ilk günü-, adam en son düğününde gördüğü B.’nin kapısını çalar. B., adamla yakın zamanda ayrılmıştır sevgilisinden. Gönül durumları aynıdır. Yeni terk edilmişliğin verdiği melankolik ruh hali. İstanbul’un en pis semtlerinden birinde oturur B. Adam da on beş yıl önce o mahallede oturmuştur. Arkadaşı B.’yi görmeye gider sık sık. Kadınlardan konuşurlar. Üzüldükleri, sevindikleri, bir sonraki sevgililerine nasıl davranacaklarından… E.’nin sardığı güldüren otunu içerler pis semtin pis parkında. Ellerinde bira şişeleri konuşurlar durmadan. Adam, radyoda La La La Bumba çalarken aptal aptal sallanır parkın ortasında. Yaptığı şeyin dans olduğunu sanarak. Aradan zaman geçer, zamanla birlikte eskimeyeceğini sandığı dostluk eskimeye başlar. Yeni sevgili unutturur, geçmişi. Adam gece radyo dinlerken mikrofonun ucundaki kadın sesi dostluğun tarifini yapar: “Her gün görüşüp, dedikodu yaptığınız kişi dost, sır olarak birbirinize anlattığınız her şey dostluk değildir. Dost, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin telefon açıp ağlayabildiğiniz, sizi üzen ya da sevindiren ne varsa anlatmayı istediğiniz ilk kişidir. Aynı şeyleri karşı taraf düşünürse adı dostluk olur.” adam sabah kalktığında ilk işi B.’ye gitmek olur. Zili çaldığında B.’nin karısı açar kapıyı. Kadın sadece takı töreninde gördüğü adamı hatırlamamakta haklıdır. Adam kendini tanıtır, B.’yi sorar. Arkadan B:’nin sesi gelir: “Beni sorarlarsa evde yokum.” Adam yüzene örtülen kapıya baktıktan sonra kulağında kalan sese devamını ekler: “Dostluk, benzer duyguları paylaştığınız kişiyle birlikte paylaştığınız şeyleri hafızanıza gömmeniz gereken olgudur.”

Adamın sonrasında düşündüğü kız arkadaşıydı. Beraberken yapılan her şey anlamlıdır. Ayrıldıktan sonra yaptıkların anlamsızlaşır. Ayrılık konuşmasını yapan kadının eli havada kalır. Havada kalan el en tehlikeli şeydir. O el geri dönüp boğazını sıkmak ister. Bu kez kırılan adamın kalbi değil boynu olur. Bu yüzden hiçbir el ya da söz havada bırakılmamalı, yapılabilirse teselliyle birlikte geldiği yere gönderilmelidir.

Adamın henüz devam eden arkadaşlığının ikinci tekil şahsı H. Evlerinin balkonunda “Yansımalar” dinlerken adama hayatının ikinci çivi yazısını saplar. “İnsanlar karşısındaki kişi ya da kişileri inandırmak için gözlerinin içine bakarak konuşur. Kimseyi inandırmak gibi sıkıntın yoksa boşluğa bakarak da konuşabilirsin.” Bunun üzerine adam konuşmaktan çok yazmayı tercih eder. Okunmayan yazılar buruşturup atılabilir ancak; dinlenilmeyen her konuşma bünyede sinir yapar.

Bütün arkadaş ve arkadaşlıklara sevgiler!

0 yorum:

Yorum Gönder