SON

Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

29 Ocak 2011 Cumartesi

BAŞLANGIÇ

NOT: Aşağıdaki yazıda – bu blog için ilk defa - imla-noktalama kurallarına uyulmayacaktır!
Bi blog açtım ismini SON koydum şimdi son yazıyı yazıyorum/ garip oldu/ tersten yazdım/ başıma gelen enson şeylerden yazmaya başladım/ daha eskiye gitti sonra yazdıklarım/ blogu açtım/ konuşamadıklarımı yazayım diye/ şimdi yazamadıklarımı odamın duvarına anlatıyorum/ neyse herkesin başına gelecebilecek şeyler geldi başıma/ ölüm ayrılık işsizlik parasızlık vs/ burası mabet gibi oldu benim için/ her son yeni bi başlangıçtır yalanına inanarak son yazımı yazıyorum/ yazının başlığı blogun işlevine uygun oldu o yüzden mutluyum/ şimdi yine blogun işlevine uygun olarak hoşça kal demek yerine merhaba diyorum/ iyi geceler

10 Ocak 2011 Pazartesi

STANDART SAP(MA)!

Kulağındaki uğultuyla uyanmışsındır. Fısıltılar megafon haykırmasına dönüşmüştür. "Ekmek almaya çıkıyorum, deyip bir daha eve dönmedi." yazan haberler okumuşsundur. Kıskanmışsındır, adı ve soyadının baş harflerini yazan kahramanları. Sonra yalnızlıktan korkmuşsundur, İstiklal Caddesi'nin kalabalığına bırakmışsındır gövdeni. "Gidelim buralardan" diyen kadına aşık olmuşsundur. "Beni geçirmeye yalnızlığım gelsin." demiştir. Sen aynı şarkıyı kaçıncı kez dinlediğini düşünmüşsündür. Aynı kadın "Gitme kal bu şehirde" diye başka şarkı söylemiştir. Ondan da nefret etmişsindir. Hayallerinin fişini çekmek istemişsindir. Çocukluğunu en yakın caminin avlusuna bırakmışsındır, hayırsever biri alıp seni yeniden büyütsün istemişsindir. Yağmur yağmış, makyajın akmıştır. Gülen yüzünle görenler ağlarken tanımamıştır. Sonra bir çay bahçesinde oturup yazı yazmak istemişsindir. İmlâ kurallarının canı cehenneme, demişsindir. Akşam eve dönüp aynı hikayeyi anlatmışsındır, aynadaki çocuğa.

29 Aralık 2010 Çarşamba

GECE UZAR CÜMLE KISALIR

Bazen, zamanında akıtılan gözyaşı bin kahkahadan daha anlamlı olabiliyormuş. Tıpkı yerinde edilen küfrün yersiz edilen beddualardan daha çok iç rahatlatması gibi. Zamanlama meselesi…
İyi uykular…

18 Aralık 2010 Cumartesi

HASTANE

Adam zihninde yarattığı hastanede kalanların odalarından şu sesleri duydu:

1. Oda
“İnsan her zaman bir şeylerin arasında kalmak zorunda mıdır?
İşle ev arasında, yalnızlıkla birliktelik arasında, hayatla ölüm arasında, gitmekle kalmak arasında, seçmekle vazgeçmek arasında, yürümekle durmak arasında, uykuyla uyanıklık arasında, kaçmakla kovalamak arasında, sevmekle nefret etmek arasında, kaybetmekle bulmak arasında, yazmakla okumak arasında, unutmakla hatırlamak arasında, yerle gök arasında…”

2. Oda
“Gözlerimi yerden kaldırabilseydim eğer bindiğin taksinin arkasından bakardım. Tüm şehri susturabilseydim eğer senin ayak seslerini dinlerdim, benden uzaklaşıp nereye yaklaştığını anlamak için. Dinleyen birini bulabilseydim eğer seni anlatırdım. Unutmayı başarabilseydim eğer senden başlardım. Yapabilseydim…”

3. Oda
“İşte, yine durdu. Sola sinyal verdi. Geldiği yöne döndürdü arabayı. Araba buradan sonrasını ezbere gidebilir. Arabayı durdurdu. Farları söndürdü. El frenini çekti. Kontaktan anahtarı aldı. Kapıyı açıp gövdesini kaldırıma bıraktı. Kapıyı kilitledi. Dört adım sonra durdu. Cebinden çıkardığı diğer anahtarla kapının kilidini çevirdi. Gövdesini içeri soktu. Arabanın anahtarını askıda duran ceketin cebine bıraktı. Her gece, evdekiler uyuduktan sonra yaptığı şeyi bu gece de tekrarladı. Ruhsatında babasının adı yazan arabaya binip sürdü. Gitmek için… Ve her gece olduğu gibi bu gece de ilk kavşaktan dönüp eve geldi.”

4. Oda
“Şişeye bırakılan not hiçbir zaman karşı kıyıya ulaşmadı. Kıyıdan birkaç dalga öteye uzaklaşmadı hiç. Uzaklaşan şişeyi denize bırakandı. Notun karşı kıyıya ulaşmasını düşlediği için evine dönüp şişedeki not üzerinden hikayeler yazdı.”

5. Oda
“Kendimizi kandırmayalım. Söylenebilecek tüm sözleri ilk insan söyledi. Biz, onun söylediklerini değiştirip söyledik, yazdık. Onun söylediklerinden farklı değildi söylediklerimiz. Tekrar ettik sadece. Kaldı ki papağana bile tekrarı öğreten biz değil miydik? Tekrar ettik. Unutmamak için… Tekrar ettik. Hatırlamak için… Oysa ilk insanın hatırlaması gereken hiçbir şey yoktu; çünkü onunla başladı her şey. Biz, onu taklit ettik. Utanmadan “ilkel” dedik. Birbirinin aynı insanları görmemek için tümünü öldürebilecek oyuncaklar icat ettik. Kimsenin kendine tahammülü yok! İnsan insanın aynısıdır, demişiz. Bu yüzden aynalara yumruk attık. Kendimizi görmeye katlanamadığımız için. Tek ayna parçalandı. Parçalandıkça daha çok gösterdi bizi. Yine bu yüzden en önemli konuşmalarımızı ayna karşısında yaptık. İşin aslı, yaptığımız oyuncaklarla kendimizi öldürdük. Yalnızlık Allah’a mahsustur, demedi mi atalarımız? Delirmemek için… Şimdi sorum şu –yanıtlayacak biri çıkarsa eğer-: Neden hafızaya kazınan tüm eserler yalnızken üretilmiştir? Topluyken yapılan şey üretileni tüketmek değil de nedir? İlk insan yalnızdı. Düşündü, bizim anlamadığız dilde konuştu, yapılması gereken temel şeyleri yaptı. Biz, onun yaptıklarının türevlerini yapmaya devam ediyoruz. Yüksek sesle söylüyorum şimdi: TEKRAR EN BÜYÜK SANATTIR!”

6. Oda
“Radyoda aynı türkü çalıyor yine: Sende bu mecnunluk hevesi varken çölünü de kendin yaparsın gönül!”

7. Oda
“Siz, sırf varlığını ispat etmek için intihar eden adama deli demediniz mi?”

8. Oda
“Koridorda ayak sesleri kesildi. Şimdi geceyi dinleme zamanı.”

9. Oda
“…”

8 Aralık 2010 Çarşamba

İÇSES HESAPLAŞMASI

- Bana bak, oğlum! Uykuya direnmeyi bırak!
- Önce sen, bana oğlum demeyi bırak! Uyumayacağım.
- Neden?
- Sonunda uyandırmayacaklar mı?
- Saçmalama yine!
- …
- Aynaya en son ne zaman baktın?
- Hatırlamıyorum.
- Rüya görmekten korkuyorsun.
- Rüyanın bitmesinden korkuyorum.
- …
- Sen neden uyumuyorsun?
- …
- …

“Yedi Uyuyanlar’ı bile uyandıran dünya, beni de uyandıracak. Yüzyıllar sürse bile… Gözlerimin akı kıpkırmızı, halüsinasyon görüyorum bazen, yüzümdeki çizgileri sayabiliyorum, hafızam köreliyor. İşte buna çok seviniyorum. Biraz daha uykusuz kalabilirsem hiçbir şeyi hatırlamayacağım. Şafak sökerken şehrin alacakaranlığına bakıyorum. Ben biliyorum günün yavaş yavaş ağardığını. Diğerleri yüksekten düşer gibi uyanıyorlar. Yattıklarında karanlık, kalktıklarında aydınlık şehirleri. Bu şehrin alacakaranlığını ben biliyorum. Zaman sanıldığı kadar hızlı değil! Hem gecenin sessizliğini seviyorum. Herkesin sustuğu saatlerde ben konuşuyorum. Bu ülkeyi gündüzleri …, geceleri uykusuzlar yönetiyor. Bazen fotoğraftaki kadınla karşılaşıyoruz. O da uykusuz, o da uykusuzluğundan şikayetçi değil! Gözleri benim gibi hep açık. Kitap okumayı “O”ndan sonra bıraktım. Söylenebilecek her şeyi “O” söylediği için. Bu yüzden aşığım ona. Gördüğüm en son kadın “O” olduğu için.”

“Zavallı! Uykusuzluğuna bile kılıf uyduracak kadar zavallı. Hafızasının körelmesine sevinecek kadar zavallı. Sahip olduğu tek değerli şeyi terk edecek kadar zavallı. Oysa başka birinde olsaydı hafızası birçok şeyi başarabilirdi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın her boku hatırlayacağını bilmediği için zavallı. Hafızasının körelmediğini bildiği halde kendini kandırmaya hevesli olduğu için zavallı. Başka birinin kandırmasına izin vermediği için o işi kendi kendine yaptığı için zavallı. Korkak! Sıradan olmayı inkar ettiği için… Kimseye benzememek için uydurduğu şeylere bak! Korkak! Saate bakmaktan korktuğu için… Zamanın hızından başı dönerdi sokağa çıkmaya cesaret edebilseydi. Odasındaki gönüllü hapisliğe son verebilseydi anlayacaktı, korkulacak bir şey olmadığını. Avunduğu şeye bak: fotoğrafla konuşuyormuş. Beğenilmemekten korktuğu için ölü birine aşık oldu. Bilseydi yazdıklarının arkasına sığınıp uyumayı reddettiğini eline kalemi almazdı o ölü kadın. Okumayı, sevmediği için bıraktığını söylemeye hala cesareti yok. Sokağa çıksa gördüğü ilk kadına aşık olacağını bildiği için ölü birine ihanet etmekten korkacak kadar zavallı! Gece bekçileri senden çok önceleri gördüler bayıldığın alacakaranlığı. Direnme, faydası yok!”

...

Adam uykunun kuyusuna yuvarlanırken yanındaki çoktan kaybolmuştu!

İyi geceler!

29 Kasım 2010 Pazartesi

RAKI YAZDIRIR - YALNIZLIK OKUTUR

Mırıldandığım sözler var elbet; yüksek sesle söylemeye ne cesaretim var ne de dinleyecek biri! Zamanla yarışmayı bırakmak gerekiyor. Bükemediğin bilek meselesi... Her oyunun galibi o çünkü. Don Kişot hala kahramandır, benim için.

Saygılar

19 Kasım 2010 Cuma

MAJÖR DEPRESİF SAÇMALAMASI

-Kim olduğunu söylemem için kim olduğumu öğrenmem gerek.
-Düşünmeseydim esas o zaman var olabilirdim.
-Kaçan balık kaybolur.
-Bütün soruların tek bir cevabı olması yerine bir sorunun birçok cevabı olması ne zor!
-Kabullenmek ya da kabullenmemek … İşte bütün mesele bu!
-Baksaydım görürdüm, görseydim fark ederdim, fark etseydim arardım, arasaydım bulurdum, bulsaydım kaybederdim, kaybetseydim üzülürdüm, üzülseydim bakmaktan vazgeçerdim. İlk öğretilen komut: “Yerinde say!”
-İnana herkesin “sonsuz saygısı” var. İnanmayana neden yok?