Adam zihninde yarattığı hastanede kalanların odalarından şu sesleri duydu:
1. Oda
“İnsan her zaman bir şeylerin arasında kalmak zorunda mıdır?
İşle ev arasında, yalnızlıkla birliktelik arasında, hayatla ölüm arasında, gitmekle kalmak arasında, seçmekle vazgeçmek arasında, yürümekle durmak arasında, uykuyla uyanıklık arasında, kaçmakla kovalamak arasında, sevmekle nefret etmek arasında, kaybetmekle bulmak arasında, yazmakla okumak arasında, unutmakla hatırlamak arasında, yerle gök arasında…”
2. Oda
“Gözlerimi yerden kaldırabilseydim eğer bindiğin taksinin arkasından bakardım. Tüm şehri susturabilseydim eğer senin ayak seslerini dinlerdim, benden uzaklaşıp nereye yaklaştığını anlamak için. Dinleyen birini bulabilseydim eğer seni anlatırdım. Unutmayı başarabilseydim eğer senden başlardım. Yapabilseydim…”
3. Oda
“İşte, yine durdu. Sola sinyal verdi. Geldiği yöne döndürdü arabayı. Araba buradan sonrasını ezbere gidebilir. Arabayı durdurdu. Farları söndürdü. El frenini çekti. Kontaktan anahtarı aldı. Kapıyı açıp gövdesini kaldırıma bıraktı. Kapıyı kilitledi. Dört adım sonra durdu. Cebinden çıkardığı diğer anahtarla kapının kilidini çevirdi. Gövdesini içeri soktu. Arabanın anahtarını askıda duran ceketin cebine bıraktı. Her gece, evdekiler uyuduktan sonra yaptığı şeyi bu gece de tekrarladı. Ruhsatında babasının adı yazan arabaya binip sürdü. Gitmek için… Ve her gece olduğu gibi bu gece de ilk kavşaktan dönüp eve geldi.”
4. Oda
“Şişeye bırakılan not hiçbir zaman karşı kıyıya ulaşmadı. Kıyıdan birkaç dalga öteye uzaklaşmadı hiç. Uzaklaşan şişeyi denize bırakandı. Notun karşı kıyıya ulaşmasını düşlediği için evine dönüp şişedeki not üzerinden hikayeler yazdı.”
5. Oda
“Kendimizi kandırmayalım. Söylenebilecek tüm sözleri ilk insan söyledi. Biz, onun söylediklerini değiştirip söyledik, yazdık. Onun söylediklerinden farklı değildi söylediklerimiz. Tekrar ettik sadece. Kaldı ki papağana bile tekrarı öğreten biz değil miydik? Tekrar ettik. Unutmamak için… Tekrar ettik. Hatırlamak için… Oysa ilk insanın hatırlaması gereken hiçbir şey yoktu; çünkü onunla başladı her şey. Biz, onu taklit ettik. Utanmadan “ilkel” dedik. Birbirinin aynı insanları görmemek için tümünü öldürebilecek oyuncaklar icat ettik. Kimsenin kendine tahammülü yok! İnsan insanın aynısıdır, demişiz. Bu yüzden aynalara yumruk attık. Kendimizi görmeye katlanamadığımız için. Tek ayna parçalandı. Parçalandıkça daha çok gösterdi bizi. Yine bu yüzden en önemli konuşmalarımızı ayna karşısında yaptık. İşin aslı, yaptığımız oyuncaklarla kendimizi öldürdük. Yalnızlık Allah’a mahsustur, demedi mi atalarımız? Delirmemek için… Şimdi sorum şu –yanıtlayacak biri çıkarsa eğer-: Neden hafızaya kazınan tüm eserler yalnızken üretilmiştir? Topluyken yapılan şey üretileni tüketmek değil de nedir? İlk insan yalnızdı. Düşündü, bizim anlamadığız dilde konuştu, yapılması gereken temel şeyleri yaptı. Biz, onun yaptıklarının türevlerini yapmaya devam ediyoruz. Yüksek sesle söylüyorum şimdi: TEKRAR EN BÜYÜK SANATTIR!”
6. Oda
“Radyoda aynı türkü çalıyor yine: Sende bu mecnunluk hevesi varken çölünü de kendin yaparsın gönül!”
7. Oda
“Siz, sırf varlığını ispat etmek için intihar eden adama deli demediniz mi?”
8. Oda
“Koridorda ayak sesleri kesildi. Şimdi geceyi dinleme zamanı.”
9. Oda
“…”
Çukurda başladı çukurda bitti.
-
Andrey Platonov'u ilk defa okudum. Çukur, Sovyet rejimine geçiş esnasında
işçilerin ve henüz proleter olmamış taşra insanının sıkıntılarına ışık
tutark...
1 yıl önce

0 yorum:
Yorum Gönder