Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

8 Aralık 2010 Çarşamba

İÇSES HESAPLAŞMASI

- Bana bak, oğlum! Uykuya direnmeyi bırak!
- Önce sen, bana oğlum demeyi bırak! Uyumayacağım.
- Neden?
- Sonunda uyandırmayacaklar mı?
- Saçmalama yine!
- …
- Aynaya en son ne zaman baktın?
- Hatırlamıyorum.
- Rüya görmekten korkuyorsun.
- Rüyanın bitmesinden korkuyorum.
- …
- Sen neden uyumuyorsun?
- …
- …

“Yedi Uyuyanlar’ı bile uyandıran dünya, beni de uyandıracak. Yüzyıllar sürse bile… Gözlerimin akı kıpkırmızı, halüsinasyon görüyorum bazen, yüzümdeki çizgileri sayabiliyorum, hafızam köreliyor. İşte buna çok seviniyorum. Biraz daha uykusuz kalabilirsem hiçbir şeyi hatırlamayacağım. Şafak sökerken şehrin alacakaranlığına bakıyorum. Ben biliyorum günün yavaş yavaş ağardığını. Diğerleri yüksekten düşer gibi uyanıyorlar. Yattıklarında karanlık, kalktıklarında aydınlık şehirleri. Bu şehrin alacakaranlığını ben biliyorum. Zaman sanıldığı kadar hızlı değil! Hem gecenin sessizliğini seviyorum. Herkesin sustuğu saatlerde ben konuşuyorum. Bu ülkeyi gündüzleri …, geceleri uykusuzlar yönetiyor. Bazen fotoğraftaki kadınla karşılaşıyoruz. O da uykusuz, o da uykusuzluğundan şikayetçi değil! Gözleri benim gibi hep açık. Kitap okumayı “O”ndan sonra bıraktım. Söylenebilecek her şeyi “O” söylediği için. Bu yüzden aşığım ona. Gördüğüm en son kadın “O” olduğu için.”

“Zavallı! Uykusuzluğuna bile kılıf uyduracak kadar zavallı. Hafızasının körelmesine sevinecek kadar zavallı. Sahip olduğu tek değerli şeyi terk edecek kadar zavallı. Oysa başka birinde olsaydı hafızası birçok şeyi başarabilirdi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın her boku hatırlayacağını bilmediği için zavallı. Hafızasının körelmediğini bildiği halde kendini kandırmaya hevesli olduğu için zavallı. Başka birinin kandırmasına izin vermediği için o işi kendi kendine yaptığı için zavallı. Korkak! Sıradan olmayı inkar ettiği için… Kimseye benzememek için uydurduğu şeylere bak! Korkak! Saate bakmaktan korktuğu için… Zamanın hızından başı dönerdi sokağa çıkmaya cesaret edebilseydi. Odasındaki gönüllü hapisliğe son verebilseydi anlayacaktı, korkulacak bir şey olmadığını. Avunduğu şeye bak: fotoğrafla konuşuyormuş. Beğenilmemekten korktuğu için ölü birine aşık oldu. Bilseydi yazdıklarının arkasına sığınıp uyumayı reddettiğini eline kalemi almazdı o ölü kadın. Okumayı, sevmediği için bıraktığını söylemeye hala cesareti yok. Sokağa çıksa gördüğü ilk kadına aşık olacağını bildiği için ölü birine ihanet etmekten korkacak kadar zavallı! Gece bekçileri senden çok önceleri gördüler bayıldığın alacakaranlığı. Direnme, faydası yok!”

...

Adam uykunun kuyusuna yuvarlanırken yanındaki çoktan kaybolmuştu!

İyi geceler!

2 yorum:

LiMiT dedi ki...

"Korku" beşer'in defosuymuş: Direnmekten ölesiye yorulup ölemeyince anladık.
Değiştiremeyeceğimız gerçeğin gözümüze gözümüze sokulmasından sonra ise tekrar etmenin anlamsızlığına uyandık.
-Bilirsiniz: Bazen kurtulma çabalarınızdır sizi (dip)son'a götüren.
{Teslim olmayı denemeli}

gamlıbaykuş dedi ki...

Korkaklığını itiraf etmek cesaret işidir. "Teslim olmayı denemeli" oturaklı laf. Doktorunu tedavi etmeye çalışan hasta gibi... Zor! Hem de çok... Teslim olmayı denemek atılacak en büyük adımdır, doğrudur da.Direnmekten bile... Teslim olmayı denerken "teslim alınmak" o en zoru işte! Saygılar

Yorum Gönder