Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır. HAKAN GÜNDAY

3 Mayıs 2010 Pazartesi

KİŞİSEL Bİ'ŞEY

Güneşe dokunmak isteyen bir çocuk vardı: elleri yandı. Her hissettiği sıcaklığı o güzel kadar sandı, çocuk. İlk sobaya dokunduğunda (doğru ya bizim çocukluğumuzda soba vardı)bir yaşındaydı. Bugüne kadar sayısız insandan duydum örneğini. "Anlatamazsın yaşayıp öğrensin. "Soba, sıcak; yakar" deme, anlamaz. İllâ kendisi öğrenir" dediler. Sayısız insanlar. Oysa her insanın tek sayısı var. Bir. O kadar basit. Tek geldiğin ana rahminden tek gidiyorsun geldiğin yere. Orası neresiyse..? Yani işin özü elde var bir; o da sen. Neyse konu dağılmasın.

Aradan geçen yirmi üç seneye rağmen ateşin yaktığını öğrenemeyen çocuk, ne çocuğu adam olmuş artık, içtiği sigarayı küllük yerine sol omzunda söndürdü. Tam dövmesinin üstünde. Dövme, sevdiği kızın adıydı. Yakansa sigara değil kızın kendisi... Deriyle beraber büzüşen omuzu su topladığında sevdiği kızın ismi de silinmişti. Adam, artık çocuk değil demiştik, ateşe yaklaşmıyor. Yalan! Acıdan kaçanlar canı tatlı olanlardır. İnsanları yemeyi yamyamlar bırakalı çok oldu. Nedeni basit: insan kadar hazmı zor bir ... yok. Ama başka kaynaklara bakarsanız cevap: "medeniyet". Medeniyet, insanın kendini kandırması, sonra diğer insanları inandırmasıdır. O günden itibaren o işi insanın kendisi yapıyor. (İnanmayanlar deyimler sözlüğüne bakabilir)İnsanın kendi kendini yemesi... Bu sebepten, her insan az çok mazoşisttir. Yine bu sebepten canını her seferinde farklı şekilde yakmayı öğrenmiştir.

Hayatın içinde çok sayıda, sayısız kadar çok (?)patlayıcı his var. ÇOCUKLARI ATEŞTEN UZAK TUTUNUZ!

0 yorum:

Yorum Gönder